V. Dünya Nöralterapi Kongresi

XI. Uluslararası Nöralterapi Kongresi
XXII. Geleneksel Herget Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Sempozyumu

0
Gün
:
0
Saat
:
0
Dakika
:
0
Saniye

V. Dünya Nöralterapi Kongresi

XI. Uluslararası Türkiye Nöralterapi Kongresi
XXII. Geleneksel Herget Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Sempozyumu

11–13 Haziran 2027 · İstanbul

Değerli Meslektaşlarım, Sevgili Dostlar,

Nöralterapi dünyası olarak bir kez daha İstanbul'da buluşuyoruz. 11–13 Haziran 2027 tarihlerinde gerçekleştireceğimiz V. Dünya Nöralterapi Kongresi, aynı zamanda XI. Uluslararası Türkiye Nöralterapi Kongresi ve XXII. Geleneksel Herget Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Sempozyumu olarak düzenlenecek.

Ben bu buluşmayı yalnızca yeni bir kongre olarak görmüyorum. Nöralterapinin geçmişten bugüne uzanan yolculuğuna baktığımızda, bugün sahip olduğumuz bilgi birikiminin tek bir kişinin, tek bir ülkenin ya da tek bir ekolün eseri olmadığını görürüz. Bu yol, farklı kuşakların gözlemleri, klinik deneyimleri, bilimsel sorgulamaları ve birbirlerine aktardıkları bilgilerle şekillenmiştir. Her kuşak bu yapıya bir taş koydu. Bugün bizim sorumluluğumuz, bu yapıyı daha ileriye taşımaktır.

Gözlemden Bilime Uzanan Bir Yol

Nöralterapinin düşünsel köklerine baktığımızda, G. Spiess'in lokal anesteziklerin yalnızca anestezi sağlamadığını, inflamasyon ve yara iyileşmesi üzerinde de etkiler oluşturabileceğine ilişkin erken klinik gözlemleriyle başlayan önemli bir çizgi görürüz.

Ardından Prof. Dr. Gustav Ricker, organizmadaki lokal bir olayın yalnızca bulunduğu dokuyla sınırlı olmadığını; sinir sistemi, özellikle de sempatik sinir sistemi üzerinden daha geniş biyolojik ilişkiler içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri süren Relationspathologie yaklaşımıyla bu gözlemlere yeni bir fizyopatolojik bakış kazandırdı.

Sonra Ferdinand ve Walter Huneke kardeşlerin klinik gözlemleri geldi. Onların prokain ile elde ettikleri beklenmedik uzak etkiler ve özellikle Ferdinand Huneke'nin daha sonra Sekundenphänomen olarak tanımladığı gözlem, Nöralterapinin gelişiminde belirleyici bir dönüm noktası oldu. Huneke kardeşlerin en önemli katkılarından biri, klinikte gözlemledikleri bir olgunun peşinden gitme cesaretleriydi.

Bilim çoğu zaman tam da böyle ilerler: önce dikkatli bir gözlem vardır. Sonra bir soru doğar. Ardından o soruyu açıklama çabası başlar.

Peter Dosch, daha sonraki yıllarda Huneke yaklaşımını sistematik hale getirerek klinik deneyimin öğretilebilir ve aktarılabilir bir Nöralterapi sistemine dönüşmesine önemli katkıda bulundu. Ancak Nöralterapinin gelişimi burada durmadı. Her yeni kuşak, kendinden önceki kuşağın bıraktığı sorulara yeni bilgilerle yaklaşmaya devam etti.

Herget ve Bergsmann: Nöralterapiden Regülasyon Tıbbına Açılan Perspektif

Benim kendi tıbbi ve bilimsel gelişimimde Prof. Dr. med. Dr. med. dent. Horst Ferdinand Herget ve Prim. Dr. Otto Bergsmann bu tarihsel aktarımın çok önemli iki halkasıdır.

Herget bana hastaya yalnızca ağrıyan bölgenin, organın ya da tanının içinden bakmamayı öğretti. Nöralterapiyi Manuel Tıp, ağrı tıbbı, bağırsak sistemi, bağ dokusu ve organizmanın fonksiyonel ilişkileriyle birlikte değerlendirmek gerektiğini ondan öğrendim.

Otto Bergsmann ise bu bakışa regülasyon fizyolojisinin derinliğini kattı. Organizma birbirinden bağımsız çalışan organların toplamı değildir. İnsan organizması sürekli iletişim kuran, birbirini etkileyen, adapte olan ve regülasyon kapasitesini korumaya çalışan dinamik bir biyolojik ağdır.

Bu bakış açısı, Nöralterapiyi yalnızca lokal anesteziklerle yapılan bir enjeksiyon tedavisinin çok ötesine taşır. Benim için Nöralterapi ile Regülasyon Tıbbının buluştuğu yer tam olarak burasıdır. Semptom önemlidir. Ama semptom tek başına bir hastalık değildir. Asıl soru, organizmanın neden artık yeterince regüle edemediğidir.

Birikim Yeni Kuşaklarla Devam Ediyor

Bu bilimsel miras bugün de yaşamaya devam ediyor. Nöralterapinin yaşayan duayenlerinden Dr. Hans Barop, uzun yıllara dayanan klinik deneyimi, sistematik yaklaşımı, eğitimi ve eserleriyle bu bilginin hekim kuşaklarına aktarılmasına çok önemli katkılarda bulunmuştur. Prof. Dr. Lorenz Fischer ise özellikle modern nörofizyoloji, otonom sinir sistemi, ağrı fizyolojisi, segmental ilişkiler ve bilimsel araştırmalar üzerinden Nöralterapinin akademik ve bilimsel temelinin güçlendirilmesine önemli katkılar sunmuştur.

Böyle baktığımızda, Nöralterapinin tarihini birbirinden bağımsız isimlerin sıralandığı bir tarih olarak görmüyorum. Ben onu bir bilgi aktarım zinciri olarak görüyorum.

Spiess'in gözlemleri... Ricker'in fizyopatolojik düşüncesi... Huneke kardeşlerin klinik keşifleri... Dosch'un sistemleştirme çabası... Herget ve Bergsmann'ın regülasyon perspektifi... Barop ve Fischer'in klinik, nörofizyolojik ve bilimsel katkıları... ve şimdi bu birikimi devralan yeni kuşaklar.

Nöralterapi tam da bu nedenle yaşayan bir tıp yaklaşımıdır. Çünkü yalnızca geçmişini korumuyor. Her kuşakta yeniden sorgulanıyor, yeniden araştırılıyor ve yeniden geliştiriliyor.

İstanbul 2027: Bu Birikimi Bir Sonraki Aşamaya Taşımak

V. Dünya Nöralterapi Kongresi'nin benim için en önemli amaçlarından biri, işte bu yaklaşık yüz yıllık klinik ve bilimsel birikimi bugünün bilgisiyle buluşturmak ve Nöralterapiyi bir sonraki bilimsel aşamaya taşımaktır.

Geçmişimizi romantikleştirmek istemiyoruz. Ama geçmişimizi de unutmak istemiyoruz. Çünkü nereden geldiğimizi bilmeden nereye gideceğimizi belirleyemeyiz. Gelenek bize köklerimizi verir. Bilim ise geleceğimizi. İstanbul'da ikisini bir araya getirmek istiyoruz.

Modern nörofizyolojiyi, otonom sinir sistemi araştırmalarını, bağ dokusu ve fasya bilimini, immünolojiyi, biyofiziği, ağrı tıbbını ve Regülasyon Tıbbını Nöralterapinin klinik deneyimiyle aynı bilimsel platformda buluşturmak istiyoruz. Ve bunu yalnızca geçmişte öğrendiklerimizi tekrar etmek için değil, henüz cevaplayamadığımız soruları birlikte sorabilmek için yapmak istiyoruz.

Farklılıklarımız Bizim Zenginliğimizdir

Bogotá Kongresi bize bir kez daha çok önemli bir şeyi gösterdi. Nöralterapi dünyanın farklı bölgelerinde aynı şekilde gelişmedi. Avrupa'nın yaklaşık 100 yıllık klinik deneyimi var. Latin Amerika, özellikle Kolombiya geleneği, insanı sistemik ve kompleks bir bütün olarak ele alan güçlü bir düşünsel yaklaşım geliştirdi. Kuzey Amerika farklı klinik ve bilimsel sorularla bu alana yeni bir dinamizm getiriyor. Asya ise insanı bütünlük içinde değerlendiren çok eski tıp geleneklerine sahip.

Bunların hiçbirini diğerinin karşısına koymak istemiyoruz. Farklılıklarımızı bir sorun olarak değil, bilimsel bir zenginlik olarak görüyoruz.

IFMANT'ın görevi de burada başlıyor. IFMANT'ın amacı dünyadaki Nöralterapiyi tek bir düşünceye indirgemek değildir. Görevimiz köprü kurmaktır. Ulusal dernekleri birbirine yaklaştırmak. Bilim insanlarını buluşturmak. Genç meslektaşlarımızın önünü açmak. Ortak araştırmaları desteklemek. Eğitim kalitesini ve hasta güvenliğini artırmak. Ve Nöralterapinin dünyada hak ettiği bilimsel ve akademik platformlarda yer almasını sağlamak.

Bogotá'dan İstanbul'a

Bogotá bizi bir araya getirdi. Şimdi İstanbul'da bu birlikteliği daha ileri taşımak istiyoruz.

Latin Amerika'dan Avrupa'ya, Kuzey Amerika'dan Asya'ya kadar dünyanın farklı bölgelerinde Nöralterapiye emek veren meslektaşlarımızı; nöralterapistleri, hekimleri, diş hekimlerini, akademisyenleri, araştırmacıları ve Regülasyon Tıbbına ilgi duyan bütün meslektaşlarımızı İstanbul'a davet ediyorum.

Deneyiminizi getirin. Bilginizi getirin. Araştırmalarınızı getirin. Sorularınızı getirin. Eleştirilerinizi ve farklı düşüncelerinizi de paylaşın.

Çünkü bilim herkesin aynı şeyi söylemesiyle gelişmez. Bilim, insanların birbirlerini dinlemesi, soru sorması, gerektiğinde birbirlerine itiraz etmesi ve yine de aynı bilimsel masanın etrafında kalabilmesiyle gelişir.

Birbirimize omuz verelim. Birbirimizden öğrenelim. Farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak kabul edelim. Ve Nöralterapiyi birlikte daha ileriye taşıyalım.

Geçmişten Geleceğe Ortak Bir Sorumluluk

Nöralterapi tek bir kişiye ait değildir. Tek bir ülkenin, tek bir derneğin, tek bir ekolün ya da tek bir kuşağın da değildir. Biz bu bilgiyi bizden önce gelenlerden aldık. Şimdi bizim görevimiz onu yalnızca korumak değil, sorgulamak, araştırmak, bilimsel olarak geliştirmek ve daha güçlü biçimde gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Bir kuşak gözlemler. Bir kuşak sorgular. Bir kuşak geliştirir. Bir kuşak aktarır. Ve sonra yeni bir kuşak gelir, aldığı bilginin üzerine yenisini ekler. Bilim böyle ilerler. Nöralterapi de böyle gelişti ve böyle gelişmeye devam edecektir.

Bu nedenle İstanbul 2027 benim için yalnızca bir Dünya Kongresi değildir. Bu kongre, Spiess'ten Ricker'e, Huneke kardeşlerden Dosch'a, Herget ve Bergsmann'dan Barop ve Fischer'e uzanan bilimsel ve klinik birikimin yeni kuşaklarla buluşacağı bir platformdur.

Geçmişe saygı duyarak ama geleceğe bakarak... Klinik deneyimi koruyarak ama bilimin sorularından kaçmadan... Farklılıklarımızı koruyarak ama ortak değerlerimizde birleşerek...

IFMANT çatısı altında birbirimizi aynılaştırmak için değil, birbirimizden öğrenerek birlikte gelişmek için buluşalım. 11–13 Haziran 2027'de İstanbul'da buluşalım. Bogotá'dan İstanbul'a uzanan bu bilimsel ve insani yolculuğu birlikte sürdürelim.

Nöralterapinin dünyada hak ettiği bilimsel değere, akademik görünürlüğe ve saygınlığa ulaşması için birlikte düşünelim, birlikte araştıralım, birlikte üretelim ve birlikte ilerleyelim.

Sizleri İstanbul'da karşılamaktan büyük mutluluk ve onur duyacağım.

Sevgi ve saygılarımla,

Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul
IFMANT Başkanı — International Federation of Medical Associations of Neural Therapy
BNR Başkanı — Bilimsel Nöralterapi ve Regülasyon Derneği